İşte Bu Benim Masalım’ın Elit’inden konuşulacak açıklamalar

Posta Gazetesi’nden Oya Çınar’ın röportajı…

‘İşte Bu Benin Masalım’ da Elit rolüne hayat veriyorsun. Elit, çok katmanlı bir karakter. Zorlandığın yanları oluyor mu?

Karakteri çıkarmakta çok zorlanmadım ama ona yeni şeyler kattım. Karakteri daha detaylandırma ve analiz etme kısmı biraz zaman aldı sadece. Ama çok keyif aldığım için bu bir zorluk değildi benim için.

Psikolojik açıdan çok sorunlu yanları var. Özünde bir proje çocuk. Hep başarı odaklı büyütülmüş…

Bunların hepsi bana çok uzak şeyler. Sadece kendi hayatımda değil yakın çevremde de çok tanık olduğum bir durum değil. Müthiş hırslı.  Çok sevgisiz ve tamamen başarı odaklı büyütülmüş. Kendi ailemi düşününce ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım onun hikayesini okuyunca.

HER YAPTIĞIMIZ MUHTEŞEM OLACAK DİYE BİR ŞEY YOK, BAŞARISIZLIK BENİ KORKUTMAZ

Senin hiç hırsların yok mu?

Yaptığım her şeyi en iyi şekilde yapmaya çalışırım ama kendi anlayışıma göre. Benden bekleneni değil, benim iyi hissedeceğim şekilde yaparım. Daha keyif odaklıyım ben. Başarısızlık beni hiç korkutmaz mesela. Hayatta yaptığımız her şey çok muhteşem olacak diye bir şey yok. Böyle yaşamak çok yorucu olurdu herhalde.

Elit’in en belirgin özelliklerinden biri de bencil ve empati yönünün çok zayıf olması. Gerçek hayatta böyle biri sana ne hissettirir?

Onun gibi biriyle arkadaş olamazdım. Çok zor… Empati bence sevginin temeli. Anlayabildiğimiz ölçüde sevebiliyoruz çoğu şeyi. Benim empati duygum belki olması gerekenden de yüksektir. Kimseyi kendimin önüne koymam. Kendimden öncelikli davranmam ama mutlaka karşı tarafın isteklerini, hassasiyetini gözetirim.

‘İŞTE BENİM STİLİM’ YARIŞMASI MUTLU VE AİT HİSSETTİĞİM BİR YER DEĞİLDİ

Biz seni ‘İşte Benim Stilim’ yarışmasıyla tanıdık. Oyuncu olmak ya da bir şekilde ünlü olmak motivasyonuyla mı katılmıştın?  

Hiç öyle bir motivasyonum yoktu. Peşinden koştuğum bir hayal değildi. Tamamen tesadüf eseri katıldım. Hatta katılırken kendimi oraya çok ait ve mutlu hissetmeyeceğimi de biliyordum. O kadar uzun süre kalacağımı bile düşünmemiştim. Sadece bir deneyim olarak değerlendirdim. Farklı bir maceraydı.  

Oyuncu olmak istediğine nasıl karar verdin?

O da hiç planlı bir durum değildi. Bir arkadaşım menajerlik yapıyordu. O dönemde bir sinema filmi üzerine çalışıyordu. Film için aradıkları bir karakter ona beni çağrıştırmış ve “Bir denemek ister misin?” dedi. Ama o deneyimi yaşadıktan sonra benim için bir tutkuya dönüştü. Sonra oyunculuk üzerine eğitim almaya karar verdim. 

Nesi seni büyüledi? Tutkuya dönüşmesindeki en belirgin sebep neydi sence?

Çok renkli ve çok motive hissettiğim bir alan. Tüm enerjimi akıtabildiğim ve o enerjinin geri dönüşünü de aldığım bir alan. Bu da kendini tanıma yolculuğunda sana destek olan bir şey aynı zamanda. 

ANNEMLE ARKADAŞ GİBİYİZ

Nasıl bir ailede, nasıl bir çocukluk geçirdin?

Çok tatlı bir çocukluk geçirdim. Babam beni biraz şımarttı. İki kız kardeşiz. Bir ablam var. İzmir’de yaşıyorduk, ailem hala orada. Birbirimize çok düşkünüz. Annem hep buradadır o yüzden. Hatta ben hep şu espriyi yaparım, “Annem aslında İstanbul’da yaşıyor, arada İzmir’e gidiyor.”

Seni yalnız bırakmamak için mi hep burada?

Evet, arkadaş gibiyiz zaten. Bu konuda çok şanslıyım. Her şeyimi paylaşabiliyorum rahatlıkla.

İzmir’de büyümek nasıldı?

Karşındaki insana değer vermeyi ben ailemden sonra İzmir’den aldığımı düşünüyorum. Çok klişe ama çok gerçek. Tanımasan bile gördüğün insana “Günaydın, merhaba, nasılsın?” demek İzmir’in bana kattığı bir şey. İstanbul bu anlamda çok soğuk bir yer. 

GİYDİĞİN KIYAFETİN İÇİNDE RAHAT VE ÖZGÜR HİSSEDİYORSAN STİL SAHİBİSİNDİR

Stille ilgilenmeye başladığın yaşlarını hatırlıyor musun? Çocukluk fotoğraflarında nasılsın mesela?

Kesinlikle çocukluktan itibaren başlamış bir durum var, evet. (Gülüyor) Annemin kıyafetlerini giyer ve onları sürekli farklı bir hale getirmeye çalışırdım.  

Nasıl birine ‘stil sahibi’ dersin?

Bir kalıbı yok aslında, tıpkı oyunculukta kalıp olmadığı gibi… Herkesin kendi ruhuna hitap eden, özgürce yaptığı ve giydiği her şey buna hizmet eder bence. Giydiğin şeyin içinde, kendini özgür ve rahat hissediyorsan, o sana kendine has bir şey katar diye düşünüyorum.

ESTETİĞE KARŞI DEĞİLİM AMA BEN YAPTIRMAM

Estetik başlı başına tartışılan bir konu bir de erken yaşta estetik konusu var. Dizide de Elit 17 yaşında estetik operasyonlar yaptırıyor. Sen nasıl bakıyorsun?

Hiç hakim olduğum bir konu değil. Hiç yaptırmadım. Karşı değilim, nefretle bakmıyorum ama ben yaptırmam. Neden bir kalıba göre güzel olalım ki? “İnsan rahatsız olduğu bir yerini değiştirmeli” deniyor. Ama bir insan neden bir yerinden rahatsız olsun mesela? Bunu çok anlamıyorum.

Bazen ünlü isimlerin çocukları “Erken yaşta makyaj yapılır mı?” diye bile eleştiriliyor…

Herkesin kendi seçimi… Asla katı bakmıyorum ama ben de tercih etmem, doğru bulmam. Her yaşta alman gereken başka bir deneyim var. 17 yaşındaysan ve 30 yaşında deneyimlemen gereken şeyleri yaşamaya çalışıyorsan bu çok doğru değil bence. Çünkü orada başka şeyleri kaçırmış oluyorsun. Her şeyi çok hızlı bir şekilde tüketme arzusu var.

ZOR DEĞİL AMA SÜSLÜ BİR ERGENLİK GEÇİRDİM

Senin hiç böyle bir dönemin olmadı mı? Ergenliğinde ailene hiç zorluk çıkarmadın mı?

Oldu aslında ama zor değil de süslü bir ergenliğim oldu. (Gülüyor) O yüzden şu an hiç topuklu ayakkabı giymeyi sevmiyorum mesela. Hep içinde rahat hissettiğim şeylere yöneliyorum. Çünkü onu biraz erken tükettim sanırım.

ERKEK; BASKILAYICI, NEGATİF VE ÜŞENGEÇ OLMAMALI

Aşkı nasıl tarif edersin?

Hayat… Her şey… En çok beslendiğim alan. Biraz ‘sevgi pıtırcığı’ durumum var. (Gülüyor) Ama bir insana duyulan aşksa söz konusu olan, aitlik ve güven hissi benim için aşk. “Evim” hissiyatı. Yörüngesi olurum resmen. O insanın etrafında yörünge gibi dönerim. Onu hayatımın merkezine koyarım. Ama kendi hayatımdan, diğer önceliklerimden, işimden ya da arkadaşlarımdan da asla ödün vermem. Önceliğim o olur ama kendi kişisel alanımı da korurum.

Sence bir erkekte asla olmaması gereken üç özellik ne?

Çok baskılayıcı, kısıtlayıcı, karşısındakinin hayatına müdahale eden biri olmamalı. Üşengeç ve negatif olmamalı. 

BAZEN ÇOK KONUŞUYORUM, YOKUŞ ÇIKMIŞ GİBİ YORULUYORUM

Kendinde en sevmediğin yan nedir?

Bazen çok konuşabiliyorum. Çook… Fazla yani. (Gülüyor) En küçük olayı anlatırken bile çok fazla detay veriyorum. Kendimi yoruyorum resmen. Sanki yokuş çıkmışım gibi bir his oluyor. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir